Transforming the Character of Architectural Representation

TÜRKÇE

Arredamento Mimarlık, 2018
Alper Derinboğaz, Msc. Architect; Salon

Mimari Temsilin Karakterini Dönüştürmek

Performans Zemininde Mimarlık

Dilek Öztürk ve Şebnem Yalınay Çinici, mekanın temelini oluşturan mimarlığın, sosyal ve pozitif bilimler üzerinden yorumlanması ve günümüzün değişken parametreleri ile sanat zemininde sergilenmesini mimar Alper Derinboğaz’ın İstanbul Kültür Sanat Vakfı 4. İstanbul Tasarım Bienali’ne paralel olarak Versus Art Project’te gerçekleştirdiği “Space Graph” sergisi üzerinden tartışıyor.

 

Dilek Öztürk

Antik Yunan’daki Zaman Tanrısı Chronos, evreni Zeus’tan da önce yönetmiştir. Tahtını kendisinden alacakları endişesiyle doğan tüm çocuklarını yutan Zaman Tanrısı, Rhea’nın kurtardığı oğlu Zeus tarafından yıllarca hapis tutulduktan sonra serbest bırakılmış ve kutsal ölüler adasına hakim olmuştur.

Zamanın tehditleri yutması, alıkoyulması ve bitişe hakim olmasını; bugün içinde yaşadığımız dünyanın gerçeklikleri ve güncel yaratıcı pratiklerin bu gerçeklikleri yorumlama potansiyelleri bağlamında inceleyebiliriz.

Zamanla yüzleşme serüvenimizde, zamanın yan etkilerini bu yorumlar için kullanmak önem kazanıyor. Yani; süreç, hafıza, hareket, an, hız ve tekrar. Günümüzü kavrayıp ifade edebilmek için zamanın bu ajanları üzerine çeşitli değişkenler ekliyoruz. Eklediğimiz değişkenler her defasında algıladığımız zamanı dönüştürüyor.

Zaman her ne kadar bizi kendi akışında taşıyor olsa da bizden bağımsız bir şekilde varoluyor. Bir yandan, içinde birden çok varoluş imkanı barındıran kişisel bir deneyime dönüşüyor hepimiz için. Güncel tasarım tartışmasında deneyim tasarımı olarak tercüme edebileceğimiz bu durum; zamanın ajanlarını biraraya getirip, bir daha aynı yer ve anda varolamayacak subjektif gerçeklikler tasarlıyor. Varolma ve varetme deneyimleri zamanın farklı ekseninde yeniden tasarlanıyor.

Modern psikoloji ise zamanı sezgilerimizin bir formu olarak tanımlıyor. Zaman, kavrayamadığımız ama hiç kuşkusuz varolan, varlığından şüphe duymadığımız bir kavram. Etienne Klein’in tarif ettiği gibi, herkesin hakkında konuştuğu ama kimsenin görmediği, dokunamadığı bir şey.

Chronos’a dönerek şunu sorabiliriz: Zaman, içinde yaşadığımız evrenin önüne mi geçti? Zamanın akışına kapılmaktan öte, zamanın akışını dönüştürmede bugün nasıl misyonlar üstleniyoruz?

Zamana karşı koymaya çalışan, zamansızlıkla derdi olan mimarlık pratiğinin aktarımı için; bugünün ve geleceğin mimarlık yapma biçimlerini tartışmaya açan zeminler oluşturma ve bu zeminlere katkıda bulunma arayışındayız.

Mimarlık üretiminin farklı bilimler ve disiplinlerdeki boyutları ile birlikte ele alınarak kişisel ifade ürünü olarak bir deneme alanına dönüşmesini; mimar Alper Derinboğaz, İstanbul Kültür Sanat Vakfı 4. İstanbul Tasarım Bienali’ne paralel olarak Versus Art Project’te 19 Eylül-13 Ekim 2018 tarihleri arasında gerçekleştirdiği “Space Graph” sergisi ile tartışmaya açtı1. Mimarlık pratiğinin,
sanatı temsil eden galeri zeminindeki ifşası bugünün yaratıcı üretiminin çeşitlenmesini okuyabilmek adına bize bir fırsat veriyor. “Space Graph”, üretim mekanının, yani stüdyonun dokümantasyonunu, mimarlığı güncel bilim teorileri çevresinde, zaman-mekan bütünlüğü kapsamında değerlendirerek insan – doğa – yapay zeka arasındaki ilişkiler üzerinden yeni bir mimarlık ve düşünme biçimi tasarlamayı inceliyor.

Araştırma, tasarım ve üretim süreçlerini açmak ve paylaşmak, bugün mimarlık yapma biçimlerimizi kavramak adına oldukça önemli. Mimarlık sergisi de bu bağlamda zaman kavramını lineer düzleminden alıp şeffaf bir laboratuvar alanına dönüştüren bir yöntem halini alıyor. Zamanı mekana taşıyan bir aracı oluyor.

Mimarlık pratiklerinde “stüdyoyu açmak” adına birçok farklı formatta çalışma gözlemliyoruz. Rem Koolhaas S, M, L, XL ile aslında bağlantılar açığa çıkardığını, bu bağlamda da kendisinin arka planda kalıp izleyicinin keşfetmesini tercih ettiğini söylüyor2. 20 yıllık bir üretim sürecinin çıktısı olan bu kitap, o dönemin küreselleşmeyi tetikleyen pazar ekonomisi yaratan mimarlığını yansıtan bir kaynaktı. Ofis topografyasını kavramak üzerine yola çıkan OMA, “catalog of things” (nesnelerin kataloğu)  olarak ifade edebileceğimiz bir üretimden öteye geçemedi. “Internet of things”in (nesnelerin interneti) de ötesinde “internet of everything” (her şeyin interneti) ile bağdaştırabileceğimiz bugün ise; insanın, insandan üstün bir teknoloji ürettiği gerçeklik çerçevesinde çağdaş mimarlığı yorumlama şekillerimizi konuşabilmeliyiz.

“Space Graph” sergisinde; sürecin farklı mecralar aracılığı ile somutlaşması, hatta heykelleşmesi üzerine bütüncül ve sürekli bir doku gözlemledik. Bu sürekliliği; mimarın daha önceki çalışmalarında odaklandığı gelecek ekseninde alternatif yaşam ve mimarlık yapma biçimleri, dijital teknolojiler ile iletişimin ulaştığı hafiflik seviyesinin mimarlığa tercüme yöntemleri şeklinde de izleyebiliyoruz. Bu süreç, Derinboğaz’ın kendi zamanının mimarlığını kavrayıp bugünün ve geleceğin mimarlık tartışmasında değer yaratma çabası etrafında şekilleniyor.

Mimarlığın sergilenme peyzajlarında; mimari temsilin karakterini değiştirmek, bozmak günümüzde önemli yaklaşımlardan birini tarifliyor: “Disruptive thinking”. Yani yıkıcı yapıcılık.

Geçtiğimiz yüzyılda “mimarı tarafından inşa edilen yapı” ifadesi kullanılıyordu. Eser, onu inşa eden mimar aracılığı ile tanımlanıyordu ve bu şekilde dile aktarılıyordu. Bu aktarımın, sergiler ve farklı temsil peyzajları ile disruptive bir anlatımla “Yeni mimarlığı/mimarı inşa eden eser” kavramına dönüşebilme potansiyelinin yüksek olduğuna inanıyorum.

Bugünün mimarlık üretimi tarifini yapmaya çalışırken “Call for Ideas: Marschitect 2018 Architecture Competition” başlıklı bir haber önümde duruyor ve bu tarifin ucunun hepimiz tarafından açık bırakılmasının daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

Mars’ı düşünme sebebimizi dünya gezegeni üzerinde en çok manipülatif etki bırakan canlı türü olarak varlığımızı devam ettirmemize bağlıyorum. Antroposen olarak adlandırdığımız bu çağda, küresel jeolojide önemli değişikliklere sebep olduk. Bu bağlamda zamanın ajanlarını -yani belleği, hafızayımanipüle ediyoruz. Bu manipülasyon, bizi üzerinde yaşadığımız evrende mekan ve zaman kavramlarını yeniden düşünmeye
teşvik ediyor.

Pozitif bilimlerin dünyayı ele aldığı biçimde mimarlığı da zaman-mekan bütünlüğü çerçevesinde inceleyen Derinboğaz’ın, aynı zamanda olası bir geleceğin hafızasını tuttuğunu söyleyebiliriz. Sergi, antroposen çağa, canlı ve yapay doğanın mekan üretme yetenekleri üzerinden bir eleştiri getiriyor. Sergide yer alan endüstriyel robotik kol, günümüzde insanın kendinden daha üstün olduğunu varsayarak yarattığı bir endüstri ürününü simgeliyor. Bu kolun yörünge yaratma mekanizması, insan ile karşılaştığında kurduğu diyaloglar üzerinden birden fazla varoluş imkanını sergileyen bir performansa dönüşüyor. Bu performansın temsil ettiği sanat zemini, bizi hem evren hem de doğaya bağlayan, insan etkileşimini tetikleyen bir katalizör. Özgürleştiren bir zemin. Kişiselliği odağına alan ama bir o kadar da kolektif hafızadan beslenen bir deney alanı.

 

Space Graph: Mimarlık, Temsil Edilemeyen ve Başka Bir Bilgi Alanı

Şebnem Yalınay Çinici

Alper Derinboğaz’ın, Versus Art Project’de yer alan “Space Graph” sergisi mimarlık üzerine birkaç noktadan bizleri düşündürmeye devam etmekte: İlki, mimarlığın teknolojik olanaklarla gelişmekte olan temsiliyet ortamlarındaki tasarım-mekan ilişkisi; ikincisi, her an değişime açık, akışkan, temsil edilmesi kolay olmayanın, teknolojik olarak güçlenmiş bu ortamlarda nasıl ifade bulabildiği; üçüncüsü, mimarlığın teknoloji ile ilişkisinde ortaya çıkan tasarım-üretim içiçeliği; ve son olarak tasarım+üretim yoluyla yapılan araştırma ile açığa çıkan bilginin farklılaşan alanı.

Mekana ve mimarlığa dair düşüncelerin ilk açığa çıkma mecrası olarak temsiliyet ortamları 20. yüzyıl boyunca önemli bir icra alanı da olmuştur. Mimarlığı vareden mekansal etkinin, yapının tektonik ve fiziksel varoluşu kadar, temsiliyet ortamında da aynı güçte çıktığı Durumculuk, bu akımın önemli figürü Constant Niewenhuys’un 1959-1974 arasında sadece maket ve çizimlerle ortaya koyduğu “New Babylon” projesiyle literatürde yerini almıştır. Mimari ve mekansal olanaklara dair özgün düşünce ve niteliklerin temsiliyet ortamlarında da ortaya çıkabileceği; bu ortamlar aracılığıyla ortaya konan mekansal düşüncelerin, kesinlikle mimarlık olduğu ortak görüşü “New Babylon” ile netlik kazanmaya başlamıştır. Dolayısıyla, “Space Graph” sergisi ile ilişkide “New Babylon”u tekrar hatırlamak şu açıdan anlamlı olabilir: “New Babylon”da öngörülen kullanıcının istek ve ihtiyaçlarına göre kendini değiştirip dönüştürme kapasitesindeki mekan düşüncesinin, sabitleyen/resmeden bir temsiliyet anlayışı ötesinde sürdürülmesi için bir deneme alanı olarak görebiliriz “Space Graph” sergisi ile yapılan çalışmaları. Sergiye adına    veren çalışma bir robot kolunun tanımlı bir algoritmaya göre hareketinin izlerini takip etmekte ve hareketin izdüşümünü farklı bir zaman-mekan olasılığı olarak sunmaktadır. Alper Derinboğaz’ın Refik Anadol ile gerçekleştirdiği “Pasaj” çalışması ise sergide konu edinilen zaman ve mekan içiçeliğini/sürekliliğini yapılan bir modelleme üzerinden VR gözlüklerle içinde görsel olarak dolaşarak deneyimleme fırsatı vermekte. “Plates” ise tasarım nesnesini çoklu ve değişebilir halleriyle düşünebilme ortamının fiziksel ürünlerini plakalar olarak sunmakta. Sergiyi, tek haliyle anlatılması mümkün olmayan, değişken haldeki mekansal olanakların hem kendi akışkanlığı içinde hem de pek çok farklı haliyle görselleştirilebildiği ve üretilebildiği bir teknolojik deneyim alanı olarak değerlendirmek mümkün.

Üst-uç (high-end) teknolojiler ile ilişkide mimarlığa ve mimari tasarıma dair böyle bir deney ve deneyim alanı üzerinden düşünmeye devam ettiğimizde tasarım yoluyla yapılan araştırmanın farklılaşan bilgiyi açığa çıkarma alanı da tekrar tartışmaya açılmakta. Bu noktada, önümüze açılan sorular sanırım şunlar da olmaya başlıyor: Teknolojik olanakların güçlendiği günümüzde, tasarım ve üretim yoluyla araştırma pratikleri mimarlık için nasıl farklı mekansal imkanlar sunmaktadır? Bu mecra içindeki mekansal araştırmalar kendi kapalı dünyasını kurma riskini taşır mı? Mimarlığa dair öte/ ileri olasılıklar araştırılırken doğrudan yaşamımıza etki edecek sonuçlara yönelik kanallar nasıl açılabilir?

Bu ve benzeri soruları sordurmaya devam ettirebilmek “Space Graph” sergisinin fazla dile getirmeden hedeflediği bir durum ve güçlü motivasyonlarından da biri mutlaka…

Please resize your browser